Image Hosted by ImageShack.us




Kiraz'ın Sayfası

• 1.2.2008 - Abant Gölü

Kategori: Foto-Gezi

Abant Gölü, İstanbul'a 4 saat, Bolu'ya 34 km uzaklıkta ve yaklaşık

1350 metre yükseklikte olan, etrafı çam ormanlarıyla kaplı çok güzel

bir milli park... Bizim gittiğimiz gün oldukça sis vardı,  o yüzden fotograflar

flu görünüyor.

 

 

 

Gölün çevresinde yürüyüş parkurları var, sakin ve temiz bir havada

göl manzarasını izleyerek yürümek çok keyifli.

 

 

 

Gölün çevresinde ve kıyının üst tarafında piknik alanları var,

biz gittiğimizde havalar henüz çok soğumadığı için epey piknik

yapan vardı. Ne yazık ki büyük çöp bidonları olmasına rağmen,

çoğu kişi çöplerini öylece bırakıp gittiği için insanlar bu kalıntıların 

hemen yanı başında kilimlerini yaymış mangal yapıyorlardı..

Nasıl bir zevkse! Böyle güzel bir doğa ortamını göz göre göre kirletmeye

nasıl vicdanları razı geliyor anlayabilmek mümkün değil :(

 

 

 

Göl kıyısının büyük bir kısmı nilüferlerle kaplı ve kıyıda yüzen

ördekler pek şirin. Yiyecek birşey verdiğiniz zaman alıp uzaklara

götürüyorlar...

 

 

Değişik bitki ve çiçeklere rastlanıyor...

 

 

 

Faytonlarla gölün çevresinde gezilebiliyor.

 

Otellerin olduğu kısım daha sakin ve temiz..Alabalık ve sucuk ekmek

yenmesi gerekenlerin başında geliyor.. Ama benim favorim Bolu

çikolatası :) Yolun kenarında köylü pazarı var, ayrıca dükkanlarda

yöresel pek çok ürün bulmak mümkün. ( Buraların resmini ne yazık ki

makinemin pili bittiği için çekemedim )

 

Her mevsim ayrı bir güzelliği olan bölgenin sanıyorum ki en güzel

hali kar yağdığı zaman..Böyle bir dönemde gidip birkaç gün kalmayı çok

istiyorum. ( bu sene mümkün değil ama kısmet olursa önümüzdeki kış )

 

Ne Demişler (8) :: Fikrini Söyle :: Bağlantı

• 27.1.2008 - Abant Gölü kıyısından

Kategori: Foto-Gezi

 

Abant Gölü kıyısından...

 

 

D.N : Aynı yazının durmasından sıkıldım :) Birkaç Abant Gölü fotografı

daha eklemeyi düşünüyorum sonra...

 

 

 

 

 

Ne Demişler (8) :: Fikrini Söyle :: Bağlantı

• 3.10.2007 - Akşemseddin Hazretleri

Kategori: Foto-Gezi

 

Akşemseddin'in Babası Şeyh Hamza (Kurtboğan adıyla meşhurdur) âlim
biridir ve oğlunu mükemmel yetiştirir. Mübarek, dudak uçuklatacak kadar
zekidir. Hızlı ilerler ve genç yaşta müderris olur. Osmancık medreselerinde
talebe okutur. Evet yörede hatırı sayılır bir âlimdir, ancak işin hâkikatına
varmak ister. Bunun tek yolu vardır “ledün ilminde mütehassıs bir velinin”
huzurunda diz çökmek. Arar, sorar, istihareye yatar. Zihninde iki isim
berraklaşır. Bunlardan bir tanesi Hâlep’te ki Zeynüddin Hafi Hazretleridir.
Diğeri Ankara’daki Hacı Bayram-ı Veli. Akşemseddin yakından başlar.
Önce Ankara’ya gider. Ancak Hacı Bayram Hazretlerini kapı kapı teberrû

toplarken görür ve yıkılır. Nedenini, niçinini sormaz bile, oracıktan döner,
yürür Hâlep’e. Ancak yolda gördüğü rüyalarda, nasibinin Hacı Bayram elinden
olduğu işaret edilir. Hatta boynundan zincirlerle çekilir ki, uyandığında izi

vardır. Şaşkınlık ve pişmanlık içinde Ankara’ya döner. Yüce veliyi orak tırpan
çalışırken bulur. Mübârek garibin birine yardım eder ki kan ter içindedir.
Akşemseddin bin pişmandır, boyun büker... Ve kavuşur affa. Hacı Bayram
Hazretleri bu mütevazı talebesini çok sever, O'na hususi bir ihtimam gösterir.

Akşemseddin ayrıca iyi bir hekimdir de. Pastör’den asırlar evvel hastalığa
sebep olan mikropları ve karantinanın mantığını anlatır. Hatta o yıllarda
“seretan” adıyla bilinen kanseri teşhis eder.

İstanbul’un kuşatıldığı günlerde Fatih Anadolu’daki âlimleri ordugâha davet

eder. Hepsi mükemmel insanlardır, ancak Akşemseddin’le aralarında
anlatılmaz bir muhabbet başlar. Nedendir bilinmez bu akça pakça veliyi
görünce içi rahatlar. Tabiri caizse kanı kaynar.İstanbul gibi bir şehri almak
kolay değildir. Dev surlar, haçlı yardımları, derin hendekler, aşılmaz zincirler,
Rum ateşi denen bela ve güçlü düşman. Bunlar bilinen şeylerdir ve Fatih
herbirine tedbir düşünür. Ancak, bazı komutanlar (ki bir çoğu baba emanetidir)
zafere inanmazlar. Açıktan açığa “Bu devletin askerine, akçesine yazık değil mi
canım?” derler, “Maceranın sırası mı şimdi?” Genç sultanı Bizansla boğuşmak
değil, yanındakilerle uğraşmak yorar. Yemeyi içmeyi unutur, uykuyu dağıtır.
Kendini fena yıpratır. Geceler boyu ağlar ki yastığı hiç kurumaz. Muhasara
başlayalı 50 gün geçer, lâkin gözle görülür bir ilerleme yoktur . Rumlar yıkılan
surları anında yapar, o acaib ateşleri ile zemini değil, suyu bile yakarlar. Fidan
gibi yiğitler ardarda düşerler toprağa. Sultan Mehmed kalabalıklar içinde
yalnızdır. Hatta zaman zaman kuşatmayı kaldırmayı düşünür. Akşemseddin
hazretleri onun zihninden geçenleri okur. “Sakın ha!” der, “Asla vazgeçme!”
Zira o, müjdeyi Hızır Aleyhisselam’dan alır. Zaferden zerre kadar şüphesi
yoktur. Şehir düşünce, Fatih derin bir nefes alır, büyük güç ve itibar kazanır.
Genç sultanın şimdi tek arzusu vardır. Resulullah'ın mihmandârı Hâlid Bin
Zeyd’in (Eyüp Sultan) kutlu kabrini bulmak. Akşemseddin Hazretleri kuşatmanın
sürdüğü sıralarda türbenin bulunduğu noktaya bir nur indiğini görür. Fatih’i
o mahalle götürür. Kısa bir murakabenin ardından iki çınar dalını toprağa diker
ve kendinden emin bir ifadeyle : “Büyük sahabe bunların arasında yatıyor!” der.
Ancak etraftan “ne malum?” diyenler olur. Hatta birileri padişaha akıl
öğretirler. “Bu dalları başka bir yere diktir bakalım” derler, “ihtiyar molla
farkedebilecek mi?” Fatih denileni yapar, hatta ilk işaret edilen yer kaybolmasın
diye mührünü gömdürür. Ama Akşemseddin dallara bakmaz bile, ertesi gün
milimi milimine ilk gösterdiği noktaya yönelir. Hatta bir ara durur “Sultanımızın
mührü” der, “Ne arıyor orada? Büyük veli bakar, bu mevzu çok tartışılacak,
şüpheye mahal bırakmaz. “Kazın!” buyururlar. Toprağın bir kulaç altından yeşil
somaki bir taş çıkar. Üstünde kûfi harflerle “Hâzâ kabri Halid bin Zeyd” yazılıdır.
Kalabalık bir hoş olur.
Derhal türbe ve mescid hazırlıklarına girişirler.

Günler geçer, Fatih, Akşemseddin Hazretleri’ne sıkça gelip gitmeye başlar.

Öyle ki devlet işleri oyuncak gelir gözüne. Sarayı, otağı bırakıp döşeği tekkeye
sermeye niyetlenir. Nitekim bir gün “N’olur” der, “Beni de dervişleriniz arasına
alın”. Akşemseddin, hani Fatih’e baba muamelesi yapan o gül yüzlü muallim
birden ciddileşir, celalli bir edayla “Hayır!” der, “Osmanoğullarının dervişe değil,
sultana ihtiyacı var!”Ama Sultan Mehmed’i iyi tanır. Yine gelecek, hem bu kez
ısrar edecektir. Buna fırsat vermez. Pılısını pırtısını toplamadan uzaklaşır
İstanbul’dan. O yıllarda kuş uçmaz, kervan geçmez bir kuytu olan Taraklı’ya
çekilir, sonra Göynük civarlarına yerleşir, kendi halinde talebe yetiştirir. Ama
duaları Fatih’le birliktedir.

Akşemseddin Hazretleri birgün oğlunu (4 yaşındaki Hamdi Çelebi) dizine
oturtur. Minik yavru bülbül gibi Kur’an okur. Mübârek bir ara hanımına
döner : “Biliyor musun?” der, “Aslında dünyanın mihneti, zahmeti çekilmez
ama şuncağızın yetim kalmasına dayanamam. Yoksa çoktaaan göçerdim!”
Hanımı omuz silker, “Amaaan efendi” der, “sen de göçemedin gitti yani.”
Mübarek “İyi öyleyse!” deyip kalkar. Göynüklülerle helalleşir ve mescide
çekilir. Talebelerine “okuyun” buyururlar. Bir ara gözleri kapanır, yüzü
aydınlanır. Kolları yana düşer ve berrak bir tebessüm oturur dudaklarına.
Müridleri eve koşarlar “Başınız sağolsun.” derler, “Efendi göçtü!”

*Yazı biyografi.net'ten alınmıştır.

 

Ahşap sanduka Akşemseddin Hazretlerinin.

 

 

Ne Demişler (3) :: Fikrini Söyle :: Bağlantı

........


Ana Sayfa
Profilim
Tozlu Sayfalar
e-posta

B.İ.S

Kiraz'ın Hobi Sayfası
Bahar
Gül
Kalemhane
Vivaforever
Bir Deli'nin günlüğü
Bünyamin
HaylazYağmur
Dönence
Bibis
Handan
Ozgan
YeşilVadi
BeyazGelinciik
Bir Milyon Fikir
Gezimanya
Hbasak
Gergin
Farmau
VelenaPruva
Canan
E-vren günlüğü
Atalet
SerdarPakırel
Somebuddy
Kaybana
BirdemetMavi
Dolphin
PigmelerleDans
Türkçe Yaşam
Shiver
Badkitty
KabakÇekirde
Verocka
Alpernatif
SodyumHidroksit
Maviş
Kiraz-bs
KayıpSimurg
Oya'nın Dünlüğü
Karaf

Google

Kategorizeleştirilebildiklerim

  • Ani
  • Begendiklerim
  • Deneme
  • Elestiri-yorum
  • Foto-Gezi
  • Foto-Gunluk
  • Gulumse
  • Gunlugumsu
  • isimsiz
  • Oyku


  • Image Hosted by ImageShack.us

    Bir gün çok bunalırsan
    denizin dibinde
    yosunlara takılmış gibi
    soluksuz
    sakın unutma
    gökyüzüne bakmayı
    gökyüzü senindir
    gökyüzü herkesindir.










    Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:108
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa