Image Hosted by ImageShack.us



Kiraz'ın Sayfası

• 23.9.2008 - ...

Kategori: Gunlugumsu

Bugün iş yerinde çok üşüdüm...Bizim odadaki klimanın
sıcak modu bozulmuş, bütün gün şalla dolaşmama rağmen
üşümem hiç geçmedi. Hapşurdum, öksürdüm ve başlangıç
aşamasında olan soğuk algınlığı gelişme göstererek ilerledi.
Bununla kalsa iyi...Boynumun alt tarafındaki kas kasılması
( nasıl tanımlanır ki ) yine başladı üç gündür, verdiği ağrı
acayip...Ufak tefek berelenmeleri saymıyorum..( örneğin sadece
biri :Dün burnumu banyo dolabının sivri köşesine çarptım.)
Bitti mi hayır! Dahası da var ama yeter bu kadar.
Bunlar fiziksel acılar...Keşke hepsi bu kadar olsaydı, razıydım...
Hiç şikayet etmezdim.
Asıl manevi ve maddi acılarımdan hiç sözetmeyeceğim...
Merak ettiğim bir insanın bunlara ne kadar daha dayanabileceği.
Güçlü bir insandım bir zamanlar. Artık değilim! dayanamıyorum.
Gücüm ve sabrım kalmadı. Bilmiyorum ne olacak ama bir an evvel
iyi bir gelişme olmasına şiddetle ihtiyacım var.
Umarım olur...Yoksa galiba ben olmayacağım.

İsterdim ki tek derdim küçük olan gögüslerimi nasıl büyütebileceğim
olsun mesela. ( Bir arkadaşım bugün bunun için doktora gitti de...
Benim öyle bir sorunum yok yani :) Ya da kilom fazla liposuction nerede
yaptırsam desem.. Ne bileyim, kuaför saçımın rengini tutturamadı diye
uykusuz kalsaydım. Olmadı, bir sevgilim yok diye üzülseydim.
O da olmadı, sevdiğim kişi beni sevmiyor diye hayatı kendime zindan
etseydim. Hiç biri olmadı mı? Kendime çeşitli kompleksler edinseydim
mesela...Burnum yamuk, bacaklarım kalın, kulaklarım büyük, dişlerimde
tel var diye taksaydım aynadaki görüntüme ( hiç biri değil bu arada )
İşimi sevmiyorum diye sızlansam, evde duvarın rengini beğenmesem,
Bilmemne marka çantayı bulamıyorum diye çatlasam. Bütün yaz
bir sürü yere gitmeme rağmen "ayy bir doğru dürüst tatil yapamadım"
diye şımarsaydım mesela...Paramı keyfim için harcayıp, ay sonunda
parasız kalsaydım. Ne bileyim daha bir sürü çoğaltılabilir örnek var.
Dertlerim bunlara benzer olsa inanın hiç kafama takmazdım...
Eskiden öyleydim ben, siz bilmezsiniz...

En zor olan şey; gerçekten büyük bir sorun olduğunda bunu
yazamamaktır bilir misiniz...Ne yazabilir, ne konuşabilir, ( bu acıları
paylaştığınız kişi hariç ) ne belli edebilir, ne çare bulabilir, öylece
yaşarsınız... Şansınız varsa çok uzun sürmez. Yoksa sürünürsünüz...
Sürünüyorum işte. Yoksa ben bilmez miyim güzel şeyler yazmasını...
Uzun zaman hiç birşey yokmuş gibi yaptım. Sonraları o da olamadı.
Artık gücüm kalmadı...Tekrar oluncaya kadar da yokum!

Ne Demişler (yok) :: Fikrini Söyle :: Bağlantı

• 1.9.2008 - Kelimeler ve Çağrışımlar

Kategori: Gunlugumsu
Zaman...Usain Bolt'un bile geçemeyeceği hızda akıp giden zaman.
Eylül...En sevdiğim üç aydan biri. Sevgilim sonbahara zarif bir

başlangıcın ismi eylül...yazması güzel, söylemesi güzel eylül...
Yazmak...Hep aklımda olan, kafamda sayfalar dolusu yazdıklarımı
klavyeden ekrana geçiremeden uçuşan kelimelerin uzayın boşluğunda
kaybolması.
Pazartesi...Gerçeklere dönüş günü.
Ramazan...Bin aydan daha hayırlı, ayların sultanı, gönüllerin tacı...

Sakin ve huzurlu.
Oruç...Sukünet, tevekkül, sabır...Benim için açlığın pek sorun olmadığı,
yememek değil de birşeyler içmemenin biraz zorladığı.

( bir de bazı günler başım çok ağrıyıp, dönmese )
Sahur...Ah o uykunun bölünmesi! Gecenin bir vaktinde insanın hiç

yiyesi yokken yemek zorunda olmak...Tekrar uyuyabilmenin ve
uyanmanın karşı konulmaz ağırlığı. Ama yine de iyi ki var olan.
İftar...Bekleyiş ve vuslat.
Çalışmak...Kimi zaman başka şeyler düşünmeye fırsat vermemesi
açısından iyi, kimi zaman overdose yüzünden bıktırıcı.
Zaman aşımı...Yazılacak konuların sendeki güncelliğini veya gündemini
yitirmesiyle bir anda eskiyiveren sözyitimleri.
Lost...İlk sezonu izlemeye birkaç ay önce başladığımda birer ikişer
bölüm izleyip en az bir hafta ara veriyorken, şimdi 2. sezonun sonuna
geldiğimde sürekli merak ettiğim, hatta rüyamda gördüğüm dizi.
( bir ara detaylı yazabilirsem yazarım )
Ve sen...Karanlık bir tünelin ucunda birden görünen ışık gibi aydınlığım..
Halet-i ruhiye...Bir garip...gün içinde belki geri döner, belki dönmez.
Ne Demişler (1) :: Fikrini Söyle :: Bağlantı

• 14.7.2008 - Geçen haftadan kalanlar 2

Kategori: Gunlugumsu

Geçtiğimiz hafta işler fazlasıyla çoktu..Neredeyse bütün gün
ekrana baktığım için evde pc yi pek açmadım. Fazla ışık başımı
ağrıtıyor ne yazık ki.. ( Üstüne çarşamba günü migrenle karışık

hastalandığım için işe gidemedim ) Bu aralar boş kaldıkça genellikle
kitap okumayı tercih ettiğimden yazılacak konular hep kalıyor,
yetişemiyorum. Sonra bir de maille fırça yiyiyorum :)
Daha fazla zaman aşımına uğramadan geçtiğimiz cumartesiyi biraz
anlatmak istiyorum. ( dün değil, önceki hafta )



Cuma akşamı kardeşim, yarın Şile tarafına denize gideceklerinden
bahsetti ve istersen sen de gel dedi. Oraya daha önce de gitmişler,
çok beğenmişlerdi. Genellikle onlarla pek takılmadığım için çoğu
zaman bana kapıdan çıkarken söyler nereye gideceğini. Bu sefer işin
içinde deniz ve buranın pek bilinmeyen bir koyda olması ayrıca
gideceğimiz arkadaşı ve eşinin kafa dengi oluşlarından dolayı "tamam"

dedim. Geçen yıl tatile çıkamadığım, bu yıl da ne olacağı hala belli
olmadığından deniz hasreti içimde büyüdükçe büyüyordu zaten...

İlla uzak bir yerlere gitmek şart mı, İstanbul'da deniz-plaj yok mu
derseniz, cevabım "hayır" derim. Benim "denize girmek" anlayışımda;
her çeşit insanla iç içe, temizliği şüpheli bir denizde, rahat yüzecek
doğru dürüst bir alan olmadan, bağrış çığrış, yüksek volümlü müzikler
eşliğinde, hoşlanmadığım bir sürü ses- görüntü kirliliğine katlanmak
zorunda kalmak yok...Havuzlar deseniz, onu da sevmem. O yüzden
İstanbul içi ve havalisindeki meşhur! plajlara gitmem. Neyse...

Bizimkiler tecrübeli piknikçiler olduklarından mangal dahil gerekli bütün
hazırlıkları yapmışlardı. Ben piknik olaylarına uzak olduğumdan,
konunun acemisiyim. Sadece plaj çantamı hazırladım :) Arkadaşlar
sabah 7.30 gibi bizi aldılar, yola çıktık. Yaklaşık bir buçuk saatlik
yolculuktan sonra koya vardık. Araba yukarı parkedilip, yürüyerek
falezlerin oluşturduğu kayalıklardan ( pek yürümek denemez gerçi )
aşağı kumluk plaja iniliyor. Boş ve sakin bir ortam.. (çoğunlukla civarda
evleri olanlar geliyormuş, bu yüzden pek kalabalık olmadı gün boyunca )
Normalde deniz çok dalgalı oluyormuş ama o gün sabahtan dümdüzdü.
Şemsiyelerimizi kurduk.. Kardeşim kuytu bir köşede piknik tüpte çay
demledi, ( çok güzel çay yapar) düz kayalardan kendimize güzelce bir
masa oluşturup, örtümüzü serdik ve kahvaltımızı ettik.

Sonrasında denizle ilk buluşma...
Ben üşüyengillerden olduğum için, o kadar çok sevmeme rağmen denize

adım attığımda çok soğuk gelir ve yavaş yavaş yürüyüp suya dalıncaya
kadar epey zaman geçer...Buranın denizi de hatırı sayılır bir
soğukluktaydı. Fakat su çok berrak, temiz ve zemini kumdu.
Yürüdükçe hemen derinleşmiyordu. Birden derinleşen denizleri daha
çok severim ama denizin içinde kumda yürümeyeli yıllar olduğundan
çok hoşuma gitti. ( Çocukluğumun denizlerini anımsattı bana )
Başlarda epey üşüsem de kafamı suya soktuktan sonra alıştım ve eşsiz
maviliğin keyfini çıkardım. Bir gün önce aklımda denizi çok özlediğim,
ne zaman kavuşacağımı bilmemenin verdiği hüzünle karışık mahzunluk
varken, ertesi gün hiç hesapta yokken orada olabilmem inanılmaz bir
duyguydu...Keşke diğer isteklerimde böyle aniden gerçekleşiverse...
Denizin bana verdiği mutluluk ve huzur duygusunu daha önce de
yazmıştım. Yine yaşadım benzer hisleri. Bir de Karadeniz'in tuzsuz
suyu çok hoşuma gitti, tadına bile baktım :)

Denize girmediğim zamanlar , güneşten çok iyi korunmam gerektiği
için 50 faktörlü kremler sürerek gölgede oturdum, yattım bütün gün.
Güneşin altında hiç birşey düşünmeden tembellik etmenin zevki de
başka oluyormuş, onu hatırladım :) Akşam üstü kardeşim ve Mete
mangal yaptılar, denize karşı yemeğimizi yedik, üzerine çay içtik..
( Pek çay düşkünü değilim ama üç tiryaki ile birlikte olunca benim de
içesim geliyor ) Artık hava kararırken oradan ayrıldık.
Yukarı tırmanırken ne kadar çok eşyamız olduğunu daha iyi anladık,
2 şemsiye, bir buzluk, mangal, adam başı birer çanta, tüp, kum örtüleri,
su şişeleri v.s...Biz çöplerimizi bir poşete toplayıp arabaya koyduk ve
ilk gördüğümüz çöpe attık. Fakat ne yazık ki insanlarımız bu konuda
her zamanki gibi duyarsızdı :(

Herşey çok güzeldi de, bacaklarımı korumaya yeterince özen
göstememiş olmam birkaç günümü acılar içinde geçirmeme sebep
oldu. O kadar gölgede oturmama rağmen acayip yanmışlar,
acısı eve gidince çıktı. Hayatımda ilk kez başıma böyle birşey geldi
diyebilirim. Pazar günü ayaklarımı yere uzatınca duyduğum acıyı
anlatamam, sanki bütün etlerim kavruluyor, iğneler batıyordu.
Yürümek azap gibiydi. Nöbetçi eczane kimbilir nerelerde olduğundan
merhem filan da alamadık. Pazartesi aldım, sonra birkaç günde
azalarak geçti... Bir daha gidersek biliyorum yapacağımı :)
( haşema mı giymeli acep :p )

Ne Demişler (5) :: Fikrini Söyle :: Bağlantı

........


Ana Sayfa
Profilim
Tozlu Sayfalar
e-posta

B.İ.S

Kiraz'ın Hobi Sayfası
Bahar
Gül
Kalemhane
Vivaforever
Bir Deli'nin günlüğü
Bünyamin
HaylazYağmur
Dönence
Bibis
Handan
Ozgan
YeşilVadi
BeyazGelinciik
Bir Milyon Fikir
Gezimanya
Hbasak
Gergin
Farmau
VelenaPruva
Canan
E-vren günlüğü
Atalet
SerdarPakırel
Somebuddy
Kaybana
BirdemetMavi
Dolphin
PigmelerleDans
Türkçe Yaşam
Shiver
Badkitty
KabakÇekirde
Verocka
Alpernatif
SodyumHidroksit
Maviş
Kiraz-bs
KayıpSimurg
Oya'nın Dünlüğü
Karaf

Google

Kategorizeleştirilebildiklerim



Image Hosted by ImageShack.us

Bir gün çok bunalırsan
denizin dibinde
yosunlara takılmış gibi
soluksuz
sakın unutma
gökyüzüne bakmayı
gökyüzü senindir
gökyüzü herkesindir.










Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:20
| Sonraki Sayfa